Kayıtlar

Atiyye-i seniyyeler

Resim
Burhan Felek, çocukluk hatıralarını topladığı Hayal Belde Üsküdar'da Abdülhamid dönemine rastlayan kendi sünnet düğününde bizzat padişahın gönderdiği çeyrek altını avuçlarına aldığı zamanki heyecanını yazar.
İster umumî, ister maruf ailelerin hususî sünnet düğünleri olsun, Rumî 19 Ağustos'ta, Padişahın cülus gününde yapılırdı. Böylece hem Padişahın cülusu için şenlikler olur, hem de düğün dernek eğlencelerine başka bir revnak verilmiş olurdu. Amma asıl dava, umumi yerlerde yapılan sünnet-lerdeki çocukların beherine Padişahın gönderdiği bir altın lira çeyreği ( lısân-ı Şâhâne) verilmesiydi. Bir cülusta böyle umumî düğünlerde kesilen [sünnet edilen] çocukların sayısı 15-20 bin olsa bu ihsan Padişaha ancak 5 bin altına mal olabilirdi. Ama bu onun için büyük bir propaganda, çocuklar için de büyük bir sevinç kaynağı olurdu. İşte her sene 19 Ağustosta yapıla yapıla, sünnet mevsimi, günümüzde de Ağustos ortası ile Eylül ortası arasına yerleşmiş kalmıştır... Her çocuğun başına ge…

Atatürk'ün şoföründen müthiş iddia: “Atatürk 10 Kasım’da ölmedi”

11 yıl Atatürk’ün şoförlüğünü yapan 100 yaşındaki Seyfettin Yılmaz suskunluğunu bozdu ve ortaya müthiş iddialar koydu… İşte 70 yıllık sırlar:
İşte Dünden Bugüne Tercüman’ın özel haberi:

Seyfettin Yağız 11 yıl Atatürk'ün şoförlüğünü yaptı. Çankaya'daki kavgalara, çekişmelere tanık olmasına rağmen sırlarıyla yaşadı. Şimdi 100 yaşında ve artık konuşmaya karar verdi. Atatürk'ün şoförü olduğu belirtilen ve kendisiyle yüzlerce defa röportaj yapılan Seyfettin ile birde ben konuştum. Konuşmamız dede-torun havası içinde geçti. Sanki röportaj yapmadık, eskileri biraz dertleştik.

Tartışma Yaratacak Açıklamalar Uşaklığı Öğretemedim: Savarona yatında Ürdün Kralı Abdullah'ın üstüne kahve döken benim. Kral, "Yazık, etrafınızda terbiyeli kimse kalmamış" deyince, Ata'nın cevabı şu oldu: Ben bu milleti her şeye alıştırdım ama uşaklığa alıştıramadım.
Atatürk 10 Kasım'da Ölmedi: Gazi yatağa düşünce İnönü'ye, "Paşam Atatürk çok hasta gel" diye dört defa haber …

Kim bu Eli Cohen?

Resim
Arjantin'den Kemal Emin Taybet ismiyle Suriyeli bir işadamı olarak Şam'a döndü. Yüksek sosyeteye girdi. Devletin sırlarını İsrail'e aktardı. Türkiye şimdi iki ülke arasında arabulucu.
Ortadoğu'nun iki ülkesi İsrail ve Suriye şu sıralar, dolaylı yoldan bir diyalog yürütüyor. 
Bu diyalog yürüten ülke Türkiye. Diyaloga söz konusu olan isim ise bir İsrailli. Şam'da yaşamış bir İsrail casusu. İsrailliler onu, "Şam'daki adamımız" olarak andı. Yaptıkları akla hayale gelmeyecek cinsten.
Filmlere konu oldu. Ama hayat hikâyesini okuduğunuzda şaşıracaksınız. Can Dündar Milliyet'te yazdı:

Kim bu Eli Cohen? Ortadoğu'dan çok ilginç bir pazarlığın kokusu geliyor.
Pazarlığın orta yerinde Türkiye var.
Konusu ise bir İsrail casusu:

Adı: Eli Cohen...

* * *

10 Aralık günkü Jarusalem Post gazetesi, "İsrail Cumhurbaşkanı Moşe Katsav, Suriye Cumhurbaşkanı Beşar Esad'a bir mesaj göndererek Eli Cohen'in kemiklerini geri istedi" diye yazdı.

Haberde İsrail t…

Osmanlı Arşiv belgeleri

Osmanlı Arşiv belgeleri
Zengin bir tarihimiz olmasına karşılık aynı zenginlikte arşiv belgelerimizin olmaması hiçte tarihimize yakışmıyor. Peki bu eksiklik acaba nereden kaynaklanıyor. İsterseniz bunu yılmaz Öztuna Hocadan dinleyelim:
Osmanlılarda ilk devirler ve hatta umumiyetle İstanbul’un fethinden önceki Çağ hakkındaki malumatsızlığı bir sebebi de 1402 ye kadar toplanan Osmanlı devlet arşivi Timur tarafından Bursa'nın yağmasında yakılmış olmasıdır onun için 1402 den önceye ait elimizde çok az resmi belge vardır. 
1453'ten sonra hele l6. Asırdan itibaren, muazzam imparatorluğun herhangi bir yerinde geçen ufak bir adli Hadise bile, muasır vesikalarda saklıdır. Fakat bu milyarlarca (yalnız İstanbul'un arşivlerinde Tahmine göre 150 milyon) vesikanın yüzde biri bile tetkik edilmiş değildir. Arşivde koleksiyonlarda, ekseriya karmakarışık bir halde bulunmaktadırlar. Maalesef birçoğu da kaybolmuştur. 1931 de kıymetine paha biçilemez milyonlarca Osmanlı vesikasının kamyonlara d…

İlluminati Nedir?

07.12.2011 Çarşamba 14:40 İlluminati (çoğul bir sözcük olup tekili Latince: İlluminatus, Türkçe: aydınlanmış) tarihteki adıyla Bavyeralı İlluminati, Rönesans döneminde 1 Mayıs 1776'da kurulmuş bir gizli bir cemiyet. Modern İlluminati; zihin kontrolü uygulayarak, hükümetleri ve kuruluşları ele geçirerek Yeni Dünya Düzenini sağlamak amacıyla hareket eden, faaliyeti ve varlığı kanıtlanamamış bir örgüttür.
Topluluğun kuruluş amacı cehaletle, baskıcılıkla ve kilisenin dogmalarıyla mücadele etmekti. Her ne kadar asıl amaç, aydınlanarak dinsel dogmalardan uzak, hür düşünceyi ve Newtoncu pozitif bilimin önünü açmak idiyse de, gizli siyasi amaçları olduğu öne sürülerek dünya siyaset tarihinin belki de zaman içerisinde üzerine en fazla komplo teorisi üretilmiş topluluğu halini almıştır.
Münih'te kurulup, o yörede (Bavyera) hızla gelişen İlluminati'nin üye kayıtları büyük bir gizlilik içinde saklanıyordu. Öyle ki, üyelerin her birinin takma isimleri vardı ve yazışmalarda bunlar kull…

Motorize katiller!

Resim
www.gazeteci.tv'nin Manşetinde gördüğünüz "İşte Irak'taki ölüm mangaları" başlıklı yazıdan sonra, bölgeden bir e-mail aldım. İşgalden sonra Bağdat'ta 2 yıl çalışmış bir Türk. Sonra güvenlik nedeniyle bir başka Ortadoğu ülkesine geçmiş. İsmi ve bulunduğu yer bende saklı, güvenlik nedeniyle yazmamamı istiyor. Arkadaşın Türkçe ‘si biraz zayıf, düzeltmeden virgülüne dokunmadan aşağıya alıyorum:

"....Yaklasik 2 yıl Baghdat'da (Baghdad İnternational Airport) içerisindeki "Camp Victory" de çalıştım. Su an sizin yazmış olduğunuz makaleyi okuduktan sonra bunları sizinle paylaşmak istedim. O hakkında yazı yazdığınız densiz ve kendini bilmeyen kişilerin gündeliği 500 dolar. Zaman zaman bu değişiyor 600 dolar olduğu zamanlarda var.
Size aylık 17000-20 bin dolar ödenen bir ülkede, eğer canınız istiyorsa, sapıksanız Elvis Presley dinleyip neden adam öldürmeyesiniz? Hesabını soran yok ki! Bunun içerisinde sigaranızı dahi çalıştığınız şirket alıyor. Bunlar hiç…

Kediler İçin Kara Bir Gün


1300'lerde Avrupa 'Kara Ölüm' olarak bilinen veba salgını ilk olarak 1300'lerde Çin'de ortaya çıktı.

Kurbanların şikâyetleri ağrılar, ateş ve bulantıyla başlıyordu. İnsanların dirseklerinde ve kasıklarında mor kabarıklıklar oluşuyor ve kısa sürede yumurta büyüklüğüne ulaşıp sertleşiyordu. Bu yumurtalar patladığında içinden pis kokulu siyah bir madde fışkırıyordu ancak bu rahatlama kurban için çok geç

oluyordu. Çünkü hasta beş gün içinde ölüyordu.

Bunun bilinen bir tedavisi yoktu ve alınan hiçbir önlem işe yaramıyordu. Seksen yıl içinde hastalık Çin nüfusunu üçte bir oranında azaltmıştı. İyi işleyen ticaret yolları aracılığıyla da salgın batıya doğru, Hindistan ve Ortadoğu'ya ilerliyor, her gün binlerce insanın ölümüne neden oluyordu. Hastalığa neyin sebep olduğu bulunamıyordu. 1347'de bozkır savaşçıları bir Ceneviz şehrini kuşatıp mancınıkla hastalıktan ölmüş cesetleri şehre fırlattılar.

Böylece şehrin çoğunluğu hastalığa yakalandı. Bu cesetler toplanıp yakıldı ve ardından da gömüldü ancak hastalığın yayılması engellenemedi. Şehir mahvolduğu için Cenevizliler Sicilya'ya geri döndü ve hastalığı orada da yaydılar. Hastalık, yeni ve kendisiyle ilgili hiç bilgisi olmayan bir nüfusa yayılacaktı. Sicilya üzerinden Avrupa ve Kuzey Amerika da hastalıkla tanıştı ve milyonlarca insan öldü.

Bu salgına hastanın derisinin son aşamalarda koyu mor bir renge dönmesinden dolayı "Kara Ölüm" adı verildi. Derinin bu renge dönüşmesi, soluma sorunları yüzünden kanda oksijenin azalmasından kaynaklanıyordu. Hastalık bir kere bedene girdikten sonra o günün hiçbir tıp tekniği tedavi edemiyordu. Kara ölüm şehirlerin tümünü darmadağın ederken Avrupa uygarlığının da paniğe kapılmasına yol açtı Doktorlar salgını durdurmanın yollarını aradılar. Hastalar evlerinde karantina altına alındılar ancak hastalık yine de bir orman yangını hızıyla yayıldı. Birçok insan kara ölümün, Tanrının onlara günahkar yaşamları yüzünden gönderdiği bir ceza olduğuna inandı. Tanrının öfkesini yatıştırmak için insanlar günah keçileri aramaya koyuldu.

Bazı dindarlar Tanrının öfkesini kendi üzerlerine çekip insanları kurtarmak için kendilerini kırbaçladı. Özellikle Brüksel ve Strasburg'da bazıları olanları Musevilerin varlığına bağladı.

Bu panik döneminde binlerce insan öldü. Salgının cadılar yüzünden ortaya çıktığı da söylendi. Zararsız erkek ve kadınlar evlerinden alınıp hastalığın yayılmasını önleme amacıyla yakıldı. Kedilerin ise parlayan gözleri ve geceleri dışarıda çok dolaşmaları yüzünden bu "cadıların" büyülü hayvanları olduğu düşünülüyordu. Binlerce kedi katledildi.

Aslında Avrupalılar kedileri öldürerek salgına karşı en birinci savunma hatlarını kaybetmiş oluyorlardı. Çünkü veba salgını, öteki adıyla Yersinia Pesüs yaygın bir fare biti tarafından taşınıyordu. Ortaçağda her yer fare doluydu.

Kanalizasyon ilkeldi. Caddeler insan dışkısı, çöp ve ölü hayvan artıklarıyla doluydu. Kara veba, hastalığı taşıyan bitlerin fareler yoluyla yayılması sonucu artmıştı.

Cenevizlileri Avrupa'ya geri getiren gemide insanlarla birlikte karaya çıkan fareler hastalığı taşımışlardı. Limanda yaşayan bir sürü kedi öldürülmemiş olsaydı fareleri yiyeceklerdi ve hastalık yayılmayacaktı. Ancak bu kemirgenler kontrolsüz kaldı ve getirdikleri hastalığı korumasız binlerce eve yaydı.

14. yüzyılda salgın hastalık Avrupa'da beş kez daha baş gösterdi. Salgın sona erdiğinde nüfusun üçte birinden fazlası ölmüştü. Kediler öldürülmemiş olsaydı ölüm oranı çok daha az olurdu.