Kayıtlar

Ekonomik istihbarat

  Ekonomik istihbarat 2000'li yıllarda casusluğun en popüler sahalarından birisi de ekonomi olacaktır. CIA, 2000'li yılların istihbaratının daha çok ekonomik sahada olacağını bildirmiş ve kendilerinin bu sahaya yoğunlaştığını ve hedeflerinin de kendilerini bu alanda zorlayan Pasifik kuşağını kontrol etmek olduğunu beyan etmiştir. Bu duruma bakıldığında içinde bulunduğumuz yüzyılın casusları arasında daha çok bilim adamı ve ekonomistler mevcut olacaktır. Bu sahadaki istihbarat çalışmaları 19.yy.dan beri sahnededir. Özel istihbarat açısından bu yüzyılda en iyi faaliyet yürüten kurumlarından birisi, Nathan Rotschild özel bankacılık kuruluşudur. Bu firma kredi açarken müşterileri hakkında etraflı bilgi sahibi olmaya fevkalade önem vermiş ve bu iyi istihbarat çalışmalarıyla başarılı olmuştur. 1815 yılında meşhur Waterloo savaşının neticesi Avrupa'da henüz öğrenilmemişken Rotschild; Prusyalılar ve İngilizlerin Napolyon Bonapart'ı yendiklerini haber almış ve bu haberi iyi

Hammer'e göre gerçek olan bu olay

  Hammer'e göre Sadrazam Köprülü Ahmet Paşa, kendisine itimatnamesini sunan Fransız Elçisi M. de la Haye Vandelet'ye öfkelenerek eşek sudan gelinceye kadar adamı dövdürmüş ve üç gün hapsetmiş. Sonra bu üç gün içinde Müftü Vani Efendi ve Kaptan Paşa ile konuşmuş: -Kefereyi ne yapalım? -Öyle ya, herif sıradan birisi değil, koskaca elçi, ama o sırada anlaşılan elçi pataklamak pek, yadırganacak bir iş değil. Koskoca Osmanlı sadrazamı elçi melçi dinler mi? Üç gün sonunda kararını bildirmiş: -Elçi Vandelet itimatnamesini yeniden sunacak ve bu ilk görüşme sayılacak. Vandelet'ye gözdağı verilmiş: -İtimatnameni yeniden sunacaksın, hiçbir şey olmamış gibi davranacaksın, bu ilk görüşme sayılacak. Hammer'e göre gerçek olan bu olaydan Fransız tarihleri söz açmıyorlarmış. Düşünüyorum öyleyse vurun İlhan Selçuk

Çevirmenlik bir sanattır

  BİR ÇEVİRMEN OLSAM Padişah 5'inci Mehmet Reşat, Meşrutiyet ilkelerine özenle saygı göstermiş bir sultandı. Paytak yürüyüşü, şişman gövdesi, sarkık bıyıkları, beyaz sakalıyla sevimli ve kalender bir görünüşü vardı. İttihat ve Terakki iktidarının sultanı, tüm ömründe bir tek gazeteciyle konuşmuş. Saray Başmabeyincisi Lütfi Simavi Bey'in anlattıklarına bakılırsa "melek gibi bir ihtiyar" mış Sultan Reşat; çevresine karşı çok iyi davranırmış, kimi zaman "bir padişaha yakışmayacak kadar alçakgönüllüymüş." Yaşamında konuştuğu tek gazeteci bir İngiliz'miş. Sultan ile gazeteci arasında çevirmenliği Başmabeyinci Lütfi Simavi Bey yapmış. Konuşma sırasında İngiliz gazeteci padişahın düşkün durumuna bakarak Lütfi Simavi Bey'e demiş ki: "-Doğrusu Haşmetli Sultan'ın bu kadar ihtiyar olduğunu bilmiyordum..." Mehmet Reşat meraklanmış: "-Ne diyor?" Çevirmen ne desin: "-Sizi umduğundan genç bulduğunu söylüyor efendimi

Yeri doğrudan doğruya tımarhanedir.

İttihat ve Terakki umumi merkezi Birinci Dünya Savaş'ının son yılında artık zaferden tamamıyla umut kesmişti. Rusya da yıkıldığına göre, tekli barış yapma imkanı aramak fikri hepsini sarmıştı. Fakat Enver Paşa'ya bu bahsi açmaya hiçbirinin cesareti yoktu. Bir gün Necip Bey'i merkeze çağırdılar. Durumu ve düşündükleri son çareyi anlattıktan sonra: - Dinlese dinlese, seni dinler? Bir vatan vazifesidir, teşebbüs et, dediler. Necip Bey, Enver'in yalısına gideceği günün sabahı, evdekilere: - Bugün çok ehemmiyetli bir vazife yapmaya gidiyorum, inşallah muvaffak olurum, dedi. Enver kendisini öğle yemeğine alıkoydu. Sofrada Necip Bey bahsi açtı, dili döndüğü kadar konuştu. Enver sonuna kadar dinledikten sonra: - Vah Necip Bey vah, dedi, seni de zehirlemişler. Sen ki maneviyata inanırsın, bilmiş ol ki, ben Allah tarafından büyük Türk hakanlığını kurmaya ''müekkel''im. Git evinde rahat uyu! Necip Bey eve döndüğü vakit, şöyle diyordu: - E

Tarihten bir sayfa Mekke'nin sarsılması Çerkes Ethem Çerkes Hasan Şair Eşref Nesimi Çocukların haçlı seferleri Akıncılar Fatima'nın üç sırrı Ayasofya hakkında efsaneler Nabi

Resim

Edirne Selimiye Camii ve Çevresi fotoğrafları

Resim

Depremde nerede durmalı?

Adım Doug Copp.

Dünyanın en tecrübeli kurtarma birimi Amerikan Uluslar arası Kurtarma Ekibi' nin kurtarma şefi ve afet olayları müdürüyüm. Bu makaledeki bilgiler bir deprem anında hayat kurtaracaktır. Devamı için

Fıkralar

Kediler İçin Kara Bir Gün

1300'lerde Avrupa 'Kara Ölüm' olarak bilinen veba salgını ilk olarak 1300'lerde Çin'de ortaya çıktı.

Kurbanların şikâyetleri ağrılar, ateş ve bulantıyla başlıyordu. İnsanların dirseklerinde ve kasıklarında mor kabarıklıklar oluşuyor ve kısa sürede yumurta büyüklüğüne ulaşıp sertleşiyordu. Bu yumurtalar patladığında içinden pis kokulu siyah bir madde fışkırıyordu ancak bu rahatlama kurban için çok geç

oluyordu. Çünkü hasta beş gün içinde ölüyordu.

Bunun bilinen bir tedavisi yoktu ve alınan hiçbir önlem işe yaramıyordu. Seksen yıl içinde hastalık Çin nüfusunu üçte bir oranında azaltmıştı. İyi işleyen ticaret yolları aracılığıyla da salgın batıya doğru, Hindistan ve Ortadoğu'ya ilerliyor, her gün binlerce insanın ölümüne neden oluyordu. Hastalığa neyin sebep olduğu bulunamıyordu. 1347'de bozkır savaşçıları bir Ceneviz şehrini kuşatıp mancınıkla hastalıktan ölmüş cesetleri şehre fırlattılar.

Böylece şehrin çoğunluğu hastalığa yakalandı. Bu cesetler toplanıp yakıldı ve ardından da gömüldü ancak hastalığın yayılması engellenemedi. Şehir mahvolduğu için Cenevizliler Sicilya'ya geri döndü ve hastalığı orada da yaydılar. Hastalık, yeni ve kendisiyle ilgili hiç bilgisi olmayan bir nüfusa yayılacaktı. Sicilya üzerinden Avrupa ve Kuzey Amerika da hastalıkla tanıştı ve milyonlarca insan öldü.

Bu salgına hastanın derisinin son aşamalarda koyu mor bir renge dönmesinden dolayı "Kara Ölüm" adı verildi. Derinin bu renge dönüşmesi, soluma sorunları yüzünden kanda oksijenin azalmasından kaynaklanıyordu. Hastalık bir kere bedene girdikten sonra o günün hiçbir tıp tekniği tedavi edemiyordu. Kara ölüm şehirlerin tümünü darmadağın ederken Avrupa uygarlığının da paniğe kapılmasına yol açtı Doktorlar salgını durdurmanın yollarını aradılar. Hastalar evlerinde karantina altına alındılar ancak hastalık yine de bir orman yangını hızıyla yayıldı. Birçok insan kara ölümün, Tanrının onlara günahkar yaşamları yüzünden gönderdiği bir ceza olduğuna inandı. Tanrının öfkesini yatıştırmak için insanlar günah keçileri aramaya koyuldu.

Bazı dindarlar Tanrının öfkesini kendi üzerlerine çekip insanları kurtarmak için kendilerini kırbaçladı. Özellikle Brüksel ve Strasburg'da bazıları olanları Musevilerin varlığına bağladı.

Bu panik döneminde binlerce insan öldü. Salgının cadılar yüzünden ortaya çıktığı da söylendi. Zararsız erkek ve kadınlar evlerinden alınıp hastalığın yayılmasını önleme amacıyla yakıldı. Kedilerin ise parlayan gözleri ve geceleri dışarıda çok dolaşmaları yüzünden bu "cadıların" büyülü hayvanları olduğu düşünülüyordu. Binlerce kedi katledildi.

Aslında Avrupalılar kedileri öldürerek salgına karşı en birinci savunma hatlarını kaybetmiş oluyorlardı. Çünkü veba salgını, öteki adıyla Yersinia Pesüs yaygın bir fare biti tarafından taşınıyordu. Ortaçağda her yer fare doluydu.

Kanalizasyon ilkeldi. Caddeler insan dışkısı, çöp ve ölü hayvan artıklarıyla doluydu. Kara veba, hastalığı taşıyan bitlerin fareler yoluyla yayılması sonucu artmıştı.

Cenevizlileri Avrupa'ya geri getiren gemide insanlarla birlikte karaya çıkan fareler hastalığı taşımışlardı. Limanda yaşayan bir sürü kedi öldürülmemiş olsaydı fareleri yiyeceklerdi ve hastalık yayılmayacaktı. Ancak bu kemirgenler kontrolsüz kaldı ve getirdikleri hastalığı korumasız binlerce eve yaydı.

14. yüzyılda salgın hastalık Avrupa'da beş kez daha baş gösterdi. Salgın sona erdiğinde nüfusun üçte birinden fazlası ölmüştü. Kediler öldürülmemiş olsaydı ölüm oranı çok daha az olurdu.