9 Kasım 2018 Cuma

Avrupa medeniyetinde yenilikler


Avrupa medeniyetinde yenilikler

Bu çağda Avrupa medeniyeti, birçok yenilikler, keşifler ve icatlar la gelecek 100 yıldaki teknik üstünlüğünün gerçek temellerini attı. F. Ramseyer, bu devirde Fransızların günlük yaşayışlarını değiştiren yenilikleri şöyle sıralıyor:

1565 de Fransa'ya tütün girdi (Türkiye’den 80 yıl sonra) 1600 den itibaren Paris'te yüksek sosyete çatal kullanmaya başladı. Ancak bu âdetin halk arasında yayılması için 1700 yılını diğer Avrupa ülkeleri için daha geç tarihi beklemek icabediyordu. 1606'da Avrupa'da ilk çikolata yapıldı, 1627 Avrupa'nın ilk kollu iskemlesi,  Franda ‘da imal edildi. 1644 de Marsilya da ilk defa kahve içmeye başladıysa da kahvenin Paris'e gelmesi ve oradan bütün Fransa'ya yayılması ancak 1669'da Türk Büyükelçisi Müteferrika Ağa’nın gelişi ile oldu. Türk büyükelçisinin günde birkaç defa kahve içtiğini gören Fransız aristokratları, onu taklide başladılar. Az zaman içinde kahve Fransızların vazgeçilemeyen bir içkisi olmak derecesinde ehemmiyet kazandı. Gene Müteferrika’nın diplomatik misyonu dolayısıyla, Türk kıyafetleri ve adetleri moda halinde Paris'e girdi. 17. Asrın ortalarında asil erkekler peruka takmaya başladılar. Bu adet hızla Avrupa'ya yayıldı. 18. Asrın son yıllarına, hatta 19. Asrın başlarına kadar vazgeçilemez bir moda unsuru olarak devam etti. (İngiltere ve eski dominyonların da hala hâkim ve savcılar peruka ile mahkemeye çıkmaktadır). Çay 1660 da Paris'e geldi ve oradan İngiltere'ye geçti; günümüze kadar muazzam bir itibar gördü. 1670 te Fransa'da Don perignon , ilk şampanyayı yaptı. 17. Asrın ortalarında Fransa’da bir işçi gündeliği ile 3 litre şarap veya 1,430 kilogram domuz eti veya 1,660 kilogram sığır eti satın alabiliyordu. Bu miktar İngiltere ve Hollanda hariç diğer Hristiyan ülkelerinde işçinin aldığı gündelik ücretten yüksekse de işçiye ancak çok Sefil bir hayat temin edebiliyordu. Bu durum 19. yüzyıla kadar aynı şekilde devam etti.(Bu asırlarda Türkiye'de işçinin durumu Avrupa işçisiyle Uzaktan bir mukayese bile tahammül edemeyecek derecede yüksekti)
Büyük Türkiye Tarihi cilt 6
Yılmaz  Öztuna

13 Ekim 2018 Cumartesi

Koca İmparatorluk ve Kudretli bünyesi nasıl tahrip edip çökertildi




        Tebaası tarafından kendisine ancak Kanuni lakabı verilen Sultan Süleyman, yeni bir hukuk devleti anlayışının da müjdecisi oldu. Yavuz'un Cihan çapındaki icraatı sırasında gerek devletler hukukunda gerek Amme ve şahıs hukukunda yaptığı hatalar, Kanuni tarafından derhal düzeltildi.


       Kanuni devrinde Hükumetin ve onun başı olan sadrazamın otoritesi yüksek ve kesindi. Makamını muhafaza ettiği müddetçe padişah, sadrazamın işlerine hiçbir surette müdahale etmez Hatta edemezdi. Halbuki Yavuz devrinde sadrazamın böyle bir otoritesi olmayıp, devlet başkanı olan Yavuz'un otoritesi tam manasıyla mutlaktı. 

            Rüstem Paşa gibi Kanuni'nin yetiştirmesi olan bir sadrazam, bir kere Cihan padişahına işlerine karışmak salahiyeti olmadığını İhtar edebilecek cesareti kendisinde bulmuştur. Bu cesaret Şüphesiz kanun kudretinden ve hükümdarın hukuk anlayış ve saygısının egemenliğinden ileri geliyordu. Gene Kanuni'nin yetiştirmesi olan Damat İbrahim Paşa da, Alman sefirine Padişahın hükumet işlerine karışmadığını Hatta kendisi hükumet başkanı olduğundan, Reyi olmaksızın padişahın emirlerinin icra edilemeyeceğini açıkça söylemekten çekinmemiştir. 

            Bu sözleri, kısmen İbrahim Paşa'nın malum gururu ile tefsir etsek dahi, devrin hukuk anlayışı ve devlet başkanı ile hükumetin salahiyet ayrılıkları meydana çıkmaktadır.



        Türkiye'nin hukuk devleti olduğu Avrupa'da malumdu. İngiltere Kralı VIII. Henry, bu sıralardadır ki Türkiye'ye bir heyet göndermiş, Türk adli müesseselerini tetkik ettirmiş bu heyetin raporu ile İngiltere'nin ileride cihana örnek olan Adliyesinde ıslahat yapmıştır.

Kanuni Devri' nin diğer bir hususiyeti de rüşvetin devlet idaresinde meçhul olması ve memurların azil ve tayini statüsü idi. Belirli bir suçu olmayan memur azledilemezdi. Bir kerede azledildi mi, bir daha devlet hizmetinde kullanılmaz, sucu ağır değilse derhal emekliye sevk olunurdu. Rüşvet, Kanuninin son zamanlarında, Rüstem Paşa ile devlet işlerine sokulmaya başlamış, on altıncı Asrın sonlarında ise memurların sebepsiz yere azilleri bir adet olmuştur. Bu iki unsurun koca İmparatorluğu ve Kudretli bünyesini nasıl tahrip edip çökerttiği malumdur.

Devlet memurlarının maaş ve tahsisatları boldu ve rüşvet ve irtişa ihtiyaç göstermiyordu. Nüfuz ticareti, çok ağır bir suçtu. Mısır Beylerbeyi Hüsrev Paşa'nın Mısır vergisini bir sene İstanbul'a Mutat Meblağdan fazla göndermesi vakası çok meşhurdur. Divanı Hümayun bu fazlalıktan memnun olacak yerde, şüphe göstermiş ve Beylerbeyi'ne bu fazlalığı nereden ileri geldiğini sormuştur. 

Hüsrev Paşa, yeni yapılan kanallar Dolayısıyla Mahsul fazlalığını ve gümrüklerde yapılan ıslahatı Sebep olarak gösterilmiştir. Ancak Divanı Hümayun, Mısır halkının tazyik edildiği endişesiyle, bu ifşaatı da makbul saymamış Kahire'ye fevkalade bir Teftiş heyeti göndermiştir. Heyet Beylerbeyi'nin lehine rapor vermiştir. Bununla beraber Kanuni, çok hassas bir adalet duygusuyla, vergi fazlasının Kahire'ye iadesini ve bu meblağın kanal, suyolu ve liman işlerinde kullanılmasını buyurmuştur.
Büyük Türkiye Tarihi Yılmaz Öztuna Cilt 3 Sf.328