12 Temmuz 2015 Pazar

Kalk Hindistan’a git. Satuk Buğra Han tariki hidayete gelmek için seni bekliyor.

Kaşkarda hükümdar Buğra Hanın Müslüman olması hakkında tarihlere gecen şayanı dikkat bir hadise vardır. Saman hanedanından hoca Ebunnasır nuru İslâmı yaymak için bütün gayret ve servetini sarf etmektedir. Bir gece âlem-i manâda Fahrikâinat efendimizi görür.

Efendimiz kendisine şu emri tebliğ eder:

«Kalk Hindistan’a git. Satuk Buğra Han tariki hidayete gelmek için seni bekliyor.»

Garib bir tecellidir ki Buğra Han da aynı gece rüyasında kendisine bir mübeşşir geleceğini ve onu hak dinine davet edeceğini görür. Ebunnasr-ı Samânî Buğra Hanı hidayet yolunun başında ve hazır bir vaziyette bulur, güçlük çekmeden karşısındakinin bütün varlığının iman nuriyle aydınlandığını görür. Bu hâdise İslamiyet’in Türkistan’da yayılmasına sebep olmuş ve Hakanlarını Müslüman olmuş gören iki yüz bin çadır halkı dairei imana iltihak etmiştir.
...........

Adalet İslam’ın temelidir. Bu temel sağlam olduğu ve bu umdeye riayet edildiği müddetçe Müslümanlar her girdikleri yerde hüsnü kabule mazhar olmuşlar ve bu sayede uzun müddet oralarda payidar olmuşlardır. İslâmda tab'aya muamele; herkesin mensup olduğu dine göre değil, insan hakları ve adalet mefhumuna göredir.
Nitekim Cenabı Hak Maide süresinde şöyle buyurmaktadır:

«Bir cemaati sevmemek liginiz, onlar hakkında adaleti terk etmenize sebep olmamalı. Adalet ediniz ki, bu sizi Allahtan korkmağa daha yakın tutar. Allah yaptıklarınızı bilir.»

İslâm adaleti karşısında, insanlar aynı hakka malik ve birbirlerine müsavidir. Hiç kimse için imtiyaz yoktur. Valiler ve hükümet adamları halka adalet ve müsavat dâhilinde muamele ederler.
Hâkimler ancak kanun ve adaletle hükümlerini verirler. Başka dinden olması, zengin ve fakir olması adaletin bu prensibi üzerinde zerre kadar tesir yapamaz.

Yeni memleketler ele geçiren Müslümanların halkın arasına karışmaları, o memleket halkının kitle halinde Müslüman olmalarına sebep olmuştur. Öyle ki Müslümanlar yeni girdikleri memleketin yerlilerine İslam dinini öğretmek ve İslam kültürüyle zihinleri beslemeğe çalışmışlar ve yerli halkla komşuluk ederek onlarla birlikte yaşamışlar ve içtimaî hayatın bütün icaplarını beraber paylaşarak
halkı kendilerine ısındırmışlardır.


İşgal edilen memleketlerin halkına başka nazarla bakmayıp cümlesini bir devletin tab'ası saydıklarından halk kendilerine muhabbet beslemeğe ve Müslümanlığın prensiplerini sevmeğe başlamışlardır.

C.Rıfat Atilhan Tarh boyunca İslam hâkimiyeti ve uğradığı suikastlar



Hiç yorum yok:

Yorum Gönder